Her şeyin ötesinde, yazmayı planladığım romanın ötesinde, benim ötemde, isteklerimin ve arzularımın ötesinde; bu seriyi yazma nedenim neydi ve neden bunca zaman sonra bunu yazmak istiyorum? Şey, zaman hızlı akıp geçiyor. Henüz on-on bir yaşlarında acemi bir şekilde worldbuildingini yapmaya başladığım tek kitaplık öyküm neredeyse on yılı aşkın zamandır genişliyor, değişiyor ve evrimleşiyor. Üstelik bu yazar olan benim dokunuşumla olmuyor, artık evren ve karakterler kendi kendini geliştiriyor. Sanırım bu roman serisinin yazılması için doğru zaman olduğu anlamına geliyor artık. Neredeyse on yıl, beni fazlasıyla yoran on yıl. Orta okulda birkaç kompozisyon dışında hiçbir şey yazmamış bir çocuk olarak başlayıp yazım tarzımı oturttuğum, düşünce biçimimi ve betimleme stilimi geliştirdiğim on yıl. Sayısız kısa hikâye yazdığım, masaüstü rol yapma oyunlarında arkadaşlarıma oynattığım hikâyenin onuncu yılı. Belki yazmaya başladığım şeyle bugün yazıyor olduğum romanın bir bağlantısı yok, evet. Yine de elime bir kalem alıp boş bir sayfaya yarım yamalak bir harita çizmemle başlamış bu hikâye, şimdi yazılmayı hak ettiğini hissettiriyor bana. Bu yüzden yazıyorum. Okunması için değil, sevilmesi için değil, bana birkaç kuruş kazandırması için değil, yazılmayı hak ettiği için.
Bunun haricinde söyleyebilirim ki öykümün geçtiği mekanların; kalelerin ve ormanların, kıtaların, dünyanın tasarımı büyük ölçüde on yıl öncekiyle benzerlik gösteriyor. Aslında bunun başta çocukça olduğunu düşünmüştüm, yine de tarihi haritalarla fazlaca benzerlik gösteriyor. Çocukken de erken ve geç orta çağda yazılmış seyahatnameleri ve günceleri okumaya şimdiki gibi fazlasıyla düşkündüm, bu yüzden bunun beni algımın dışında pozitif etkilediğini düşünüyorum. Yine de elbette ki ‘fantastik bir dünyaya’ özgü hataları olacaktır bu dünya tasarımının, varsın olsun. Bunun bir sıkıntı teşkil edeceğini düşünmüyorum. Bence her detayın mekaniğinde boğulmak edebiyatı öldürüyor, bu yüzden bu hatalar zamanla hoşuma gitmeye başladı ister istemez.
Nereden yazıyorum bunu? Nasıl yazıyorum? Neden yazıyorum? Ben fantastik kurguların pek de popüler olmadığı bir coğrafya olan Türkiye’de yaşıyorum. Bu düşündüğünüzden çok daha önemli bir husus aslında. Kitap okuma oranının bile çok çok az olduğu bir nüfusun etkisini küçükken de hissetmiştim, bu sebeple fantastik bir kurgu yazmaya çekinmiştim, daha temel taşlarla oyalanmakla yetinmeyi tercih etmiştim. Şimdi seri olarak planladığım bu romanlar bütünü o zamanlar tek bir kitap olarak kendi kitaplığıma yerleştirmeyi düşünüp istediğim bir ciltlik eşsiz bir eser olacaktı ve sadece kendimin okuyabileceği bir şekilde yazılacaktı. Şimdi ise aynı anda iki dilde yazıyorum. Biri anadilim olan Türkçe, bir ihtimal benim gibi bu türde yazmaya hevesli birilerine cesaret verir diye ve elbette ki anadilimde daha rahat bir şekilde aktarabildiğim için düşüncelerimi. İkinci dil ise İngilizce, dünyanın en çok konuşulan dillerinin başında geliyor sonuçta, bir okuyucu kitlesi olacaksa tahminen bu sayede olacak. Disleksi birisi için ikinci bir dili öğrenmek, edebi olarak yazabilecek kadar öğrenmek inanılmaz zor. Dürüst olmak gerekirse çevirilerde kız arkadaşımdan inanılmaz bir ölçüde destek alıyorum, onun benim için kendi karamsarlığıma karşı koruyucu bir melek olduğunu söyleyebilirim bu sebeple. Kitabı hem kendi web sitemden hem Royalroad’dan yayınlamayı düşünüyorum, en azından serinin ilk kitabı olan ve halihazırda yazıyor olduğum Gecenin Rüzgarları’nı. Açık konuşmak gerekirse devamında ne yaparım bilmiyorum, yine de şu noktada önemli olan tek şey yazmaya devam etmem gibi geliyor. Belki bir gün gerçekten her iki dilde de kitabı bastırıp kitaplığımın en sevdiğim köşesine koyabilirim.
Açık konuşmak gerekirse seriyi yazmaktan vazgeçtiğim dönemler oldu, böyle bir işin altına girdiyseniz muhtemelen sizin de olmuştur. İnsanların birbirini en rahat anlayabildiği konulardan birinin umutsuzluğun ağırlığı olduğunu düşünüyorum. Özellikle de uzun bir süre boyunca tamamlanamamış bir kitabın, muhtemelen okunmayacak olduğu gerçeğinin suratınıza vurduğunda hissedeceğiniz türde bir umutsuzluk bu. Yine de bazen hayatınızda yaşadığınız bazı olaylar tüm karamsarlığa rağmen sizi ve katı duvarlarınızı parçalayıp geçebiliyor üzerinizden. Sizi her şeye rağmen cesaretlendirebiliyor, Umutsuzluğunuzu veya karamsarlığınızı yenmenize yardımcı olmuyor olsa bile. Bazen en azından bununla savaşabilecek cesareti topluyorsunuz sadece içinizde. Benim için bu karamsar olay geçen yıl iki erkek kardeşimden birini kaybetmemle oldu. Onu trajik ve kanlı bir şekilde kaybetmiş olmak beni çok uzun süre kendi içime hapsetti, bu ne kadar sarsıcı olsa da kendime karşı gelmemi sağladı. Başaramam önemli değil dedim kendime, önemli olan denemiş olmam. Ölümün ağırlığının size anlatılması ve gözlerinizle şahit olmanız bambaşka şeyler, bu bazen yaşamınızda korkmamanız gerektiğini öğretiyor size, en azından bazen. Ben de öyküme benden ve kardeşimden bir parça eklemek istedim, bu yüzden yazmaya yeniden başladım.
